LALE DEVRİ VE ŞEHREMİNİ ŞENLİKLERİ
Günlerden pazar olduğunu fırının yanına yaklaşınca anladı. Malum sosyal yaşantıya ve ailecek ziyafet çekmeye yönelik tek faaliyet pazar pidesi idi
Uyku tutmamış, önceki günün yorgunluğunu da sırtına sarıp dışarı atmıştı kendini. Günlerden pazar olduğunu fırının yanına yaklaşınca anladı. Malum sosyal yaşantıya ve ailecek ziyafet çekmeye yönelik tek faaliyet pazar pidesi idi. Fırının önü eskiye oranla dört-beş kat daha az kalabalıktı. İki kişinin konuşmasına şahit oldu. Biri 25-30 yaşlarında kirli sakallı esmer bir gençti. Vücut dili ve iki kaşının arasına toparlanan kasvet, ruh yaşım 70 der gibiydi. Diğeri ise onun babası yaşında, rüzgar esse il değiştirecek kadar mukavemetsiz, cılız birisi idi. Lakin sesi pek bi gür çıkıyor hatta kendini bağırmak için zorluyordu. Hararetli tartışmayı görünce biraz ağırdan aldı ve simit alma bahanesi ile fırına yaklaştı.
Genç olan, üçüncü bir kişiye dönüp: Evde 3 çocuk var yaşlı anam da bizimle. Eskiden omuz emeği ile iyi kötü geçinip gidiyorduk. En azından ayda bir iki kez kıyma alıp pide veriyorduk fırına. Çocuklar ağladı da üç beş yumurta biraz peynir alıp kendimi zor attım buraya' dedi. Anlaşılan ihtiyarla biraz ağız dalaşına girmiş kendilerini dinleyen o üçüncü kişiye olayın hülasasını yapıyordu.
Mukavemetsiz dayı birden ona dönerek-sanki olayın başından sonuna ordaymış gibi- 'bunlar şükürsüz, hain bunlar' dedi. Anlamsız bakışının altındaki acıma ve tiksintiyi fark edemeden daha anlaşılır olmak telaşı ile saydırdı, döktü. 'Elindeki telefona güç yetmez, ev kendinin, giydiği pantolona bilmem kaç para verir, köye gider gelir, pancar pezik eksik olmaz, karısı da çalışır, sigaranın iyisini içer...' dedi de dedi. Öteki, kolunu tutup 'hocam sen bakma buna tek kaldı laf yetiştiremedi, sana sardı' dedi. Gayri ihtiyari bir şeyler demek zorunda idi çünkü bu beklenti bakışlardan anlaşılıyordu. Ahraz numarası yapıp çekip gitmek vardı ama dönüp ihtiyara sorular sormaya başladı:
-Ev senin mi?
Yok, kira. Kiracı da çık diyo 1 di 5 yaptı. (konuşmasına fırsat vermeden)
-Başka çalışan var mı evde?
Ben emekli işte. Teyzen de dizlerinden rahatsız. (soluk aldırmadan yeni soru)
-Köyün şenliğin var mı? Fındık pancar pezik getirin mi eve?
Ne gezer. İki oğlan var iş bulamadı burda biri Bursa biri İstanbul'da. Biraz bahçe var ama bakımsız. Bu sene hiç gelemediler, hakı boyunu karşılamıyor diye.
Baktı adam uzatacak tamam dayı hayırlı günler dedi hızlıca uzaklaşmaya çalıştı ordan. O esnada kasvetli gençle göz göze geldi. 'Hocam bu benden de betermiş' dedi genç. 'Yapacak bir şey yok' diyebildi sadece. Ve koşar adım ordan uzaklaştı.
Yel eser bir yere oturdu bir bardak çay söyledi. Çay ne kadar usta diye sordu. 10! (on)! dedi şehrin güler yüzlü esnafı yüzünü de dönmeden. On lira mı euro mu diye bi espri yapayım dedi vazgeçti. Otururken yumruk yersen kalkıp kendini toplaman zor olur akıllı ol dedi kendi kendine.
Çayın teskin edici özelliği ile günlerin uykusuzluğu bir araya gelince 2. Abdülhamit yadigarı binaya doğru gözleri hafif puslandı ve aşağı doğru hafif kaydırarak sandalyeden kendini düşmemeyi de garantileyince içi geçiverdi.
Uyurken düşen kalkamaz bilirdi.
Kısacık şekerleme de bilinç altı dinamikler ve hayatında ardı ardına patlayan dinamitler onu Lale Devri'ne götürdü.
Lale Devri!
Fransız Kral'dan etkilenilerek yapılan saray ve bitmeyen eğlenceler. Bu eğlencelere özenen devlet ileri gelenlerinin sarayı taklidi, boğazdaki güzel yerlerin rical tarafından tasnifi. Neler görüyordu o kısacık uyku da neler... Şairlerin, müzisyenlerin katıldığı büyük eğlenceler tertip ediliyor hiç birine çağrılmıyordu. Hiciv sevmeyen erkanı umum kaside murad edince ona bir iskemlelik yer kalmıyordu.
Yedek dillerini de yanına alan gazeteciler, şairler, düşünürler(!) , müdürler, film fırıldak peşinde olan yancılar vur patlasın çal oynasın eğleniyor, bu da gerisin geri buğz edip sayıp döküyordu. Hele o kargadan erbap leş ve gaita eşici görevlendirme, şimdilik müdür olanlar yok mu!!
Kağıthane'de Sadabad'a yakın bir yerde yürürken, Zaptiye Nazırı'nın emri diye tutuklanıyordu rüyasında. Ah Abdurrahman Paşa ah! yine yaptın münafıklığını derken gözleri lap diye açıldı. Şirin yüzlü şehrim esnafı 'hoop hemşehrim boynun kırılacak çay içiyon mu çay' dedi. Bir an amok atağı yaşar gibi bir yüz ifadesine bürününce, garson ikinci bir şey demeye cesaret edemeden yarısı boş bardağı alıp gitti. 300 yıl uzaktan bir anda gelmek öyle kolay değil. Üstelik tutuklanmış halde...
Lale Devri hiç bitmedi mi diye sordu kendi kendine.
Ve yazdığı şiirler geldi aklına.
Şiiri filan bırakayım artık dedi ve sordu:
Akşam hangi şenlik var belediyede?
Sonra yine aslına rücû etti ve Saydaş'a doğru yürürken şu dizeler döküldü dilinden:
Ey Nef'i derdin nedir yiyip içenle
Rüşvet verip köprüyü de geçenle
Adam diye kabağı da seçenle
Dediğini ne dinlerler diklerler
Çoluk çocuk evde yolun beklerler
Nedim gibi dilin tatlı-uzun olaydı
Nazırlara doğru kavis alaydı
Şenliklerde şiirlerin türkü olaydı
Sözlerini çok severler dinlerler
Cuma'dan sonra rakıya da beklerler
Hal bu iken çık tırman şu yokuşu
Böyle olur bir milletin kokuşu
Dönme geri hiç görme o boğuşu
Seni çoğu yalnız diye bellerler
Gün gelende sap misali beklerler

























0 Yorum